Her gün oradan oraya koşturuyorum ve aslında hiç bir yere yetişemiyorum. Eğitimler, toplantılar, kaçırmak istemediğim söyleşiler, işler, projeler, arkadaş toplantıları derken yatağın yolunu zor buluyorum.
Hep bir acelem var. Hep bir yetişme telaşı yaşıyorum. Bazen nereye olduğunu bile bilmeden çırpınıyorum. Sadece yıpranmak için bile payım o kadar fazla ki; düşünemiyorum, uyuyamıyorum. Yorgunluktan mı acaba dersiniz? Bence pek değil!
Kafam allak bullak. İdeallerimin peşine giderken, tabi bir de gerçek hislerimin acaba bu yıl nereye savruldum? diye sormadan edemiyorum. Ay yine içimde yoğun bir gitme hissi. Acaba göçebelik yerine -hayalden hayale yetişmek yerine- devlet memuru mu olsaydım?:)) O zaman evler kalıcı olurdu. Ben bir yerlere yetişmeye çalışmazdım. Yıpranmazdım.
Yapmak istediklerimi yapardım belki de bir çocuk getirirdim dünyaya. Bana çok da benzemeyen. Daha realist, daha gözü açık bir çocuk. Ama onu o kadar mutlulukla büyütürdüm ki; sevmeyi de merhameti de bilirdi. Gerisi ona kalırdı zaten.
Neyse yine konu nerelere geldi. Bugün bir şeyler okumaya vakit bulduğumda aklıma düştü. Sadece bu şehirde mi bu kadar yoğun koşturma ve yetişme telaşı? Onu soracaktım size.
Acaba içimdeki gitmeye dair sesi dinlesem mi? Buraya beni bağlayan bir şey yokken şöyle bir kasabaya mı yerleşsem? Oradan yazıp çizsem, param da yeter. Belki çok sonra evlat edinirim. Kendi kıçımı (!) toplamayı öğrendiğim zaman mesela:)
Huzur uzaklarda mı gerçekten? Bir arkadaşımın paylaştığı fotoğraf geliyor aklıma; yanında valizi ve sırt çantası. İşte bu kadar diyor, ben göçebeyim. Ne çok imreniyorum şuanda ona bir bilseniz. Mutlu gülümsemesi geliyor aklıma.
Ruhunu bir yere bağlayıp artık orada unuttuysan en iyisi "Vakit Tamam!" demek galiba.
Yıllardır sık sık gelen his bugün yine geliyor. Durur gibi oldum ya ondan oldu hep:)
Ben hep geçsin istiyorum bu hissim. Oturup beklemek yerine hep bir yetişme telaşına düşünüyorum.Durursam ölürüm gibi geliyor.
Günde 3 toplantı, 1 eğitim, bir kaç arkadaş buluşmasına koşturup, aklıma gitmek gelmesin istiyorum.
Aklıma gelirse kalbim de aklımı ele geçirirse giderim diye korkuyorum.
Bu nasıl çelişki bilmiyorum. Ama sanırım çok yoruluyorum.
Zaten artık bedenimde, ruhumda o kadar genç değil. Sabahattin Ali gibi gitmeye mi harcayacağım tek gücümü?
Başka bir blog yazımda yazdım bugün Ali'yi. "Onu sınırın ötesine götüren güç siyasi baskının sonucuysa eğer beni sınırlar ötesine götüren şey herhalde kalbimin yaptığı baskının sonucu olacak gibi" demeden edemiyorum nedense. İçimizdeki Şeytanı okuyorum dün gece. İçimden atmak istediklerim geçiyor o vakit.
Oysa şimdi yani 5 dakika sonra bu ekranı kapatıp, projelere, toplantı gündemine döneceğim.
Gitme vaktini yine erteleyeceğim. "Yorgunum hepsi bu" diyeceğim.
"Umarım hep sonradan gelmez aklım başıma da. Gideceksem rüzgarın ardına basar giderim bu koşturmalı ve yetişmeli şehirden" diye düşünmeyi de ihmal etmeyeceğim tabi.