7 Mayıs 2015 Perşembe

Hep Bir Yetişme Telaşı

Her gün oradan oraya koşturuyorum ve aslında hiç bir yere yetişemiyorum. Eğitimler, toplantılar, kaçırmak istemediğim söyleşiler, işler, projeler, arkadaş toplantıları derken yatağın yolunu zor buluyorum.
Hep bir acelem var. Hep bir yetişme telaşı yaşıyorum. Bazen nereye olduğunu bile bilmeden çırpınıyorum. Sadece yıpranmak için bile payım o kadar fazla ki; düşünemiyorum, uyuyamıyorum. Yorgunluktan mı acaba dersiniz? Bence pek değil!

Kafam allak bullak. İdeallerimin peşine giderken, tabi bir de gerçek hislerimin acaba bu yıl nereye savruldum? diye sormadan edemiyorum. Ay yine içimde yoğun bir gitme hissi. Acaba göçebelik yerine -hayalden hayale yetişmek yerine- devlet memuru mu olsaydım?:)) O zaman evler kalıcı olurdu. Ben bir yerlere yetişmeye çalışmazdım. Yıpranmazdım. 
Yapmak istediklerimi yapardım belki de bir çocuk getirirdim dünyaya. Bana çok da benzemeyen. Daha realist, daha gözü açık bir çocuk. Ama onu o kadar mutlulukla büyütürdüm ki; sevmeyi de merhameti de bilirdi. Gerisi ona kalırdı zaten.

Neyse yine konu nerelere geldi. Bugün bir şeyler okumaya vakit bulduğumda aklıma düştü. Sadece bu şehirde mi bu kadar yoğun koşturma ve yetişme telaşı? Onu soracaktım size. 
Acaba içimdeki gitmeye dair sesi dinlesem mi? Buraya beni bağlayan bir şey yokken şöyle bir kasabaya mı yerleşsem? Oradan yazıp çizsem, param da yeter. Belki çok sonra evlat edinirim. Kendi kıçımı (!) toplamayı öğrendiğim zaman mesela:)

Huzur uzaklarda mı gerçekten? Bir arkadaşımın paylaştığı fotoğraf geliyor aklıma; yanında valizi ve sırt çantası. İşte bu kadar diyor, ben göçebeyim. Ne çok imreniyorum şuanda ona bir bilseniz. Mutlu gülümsemesi geliyor aklıma. 
Ruhunu bir yere bağlayıp artık orada unuttuysan en iyisi "Vakit Tamam!" demek galiba. 

Yıllardır sık sık gelen his bugün yine geliyor. Durur gibi oldum ya ondan oldu hep:)
Ben hep geçsin istiyorum bu hissim. Oturup beklemek yerine hep bir yetişme telaşına düşünüyorum.Durursam ölürüm gibi geliyor.
Günde 3 toplantı, 1 eğitim, bir kaç arkadaş buluşmasına koşturup, aklıma gitmek gelmesin istiyorum.
 Aklıma gelirse kalbim de aklımı ele geçirirse giderim diye korkuyorum. 
Bu nasıl çelişki bilmiyorum. Ama sanırım çok yoruluyorum. 
Zaten artık bedenimde, ruhumda o kadar genç değil. Sabahattin Ali gibi gitmeye mi harcayacağım tek gücümü?

Başka bir blog yazımda yazdım bugün Ali'yi. "Onu sınırın ötesine götüren güç siyasi baskının sonucuysa eğer beni sınırlar ötesine götüren şey herhalde kalbimin yaptığı baskının sonucu olacak gibi" demeden edemiyorum nedense. İçimizdeki Şeytanı okuyorum dün gece. İçimden atmak istediklerim geçiyor o vakit.
Oysa şimdi yani 5 dakika sonra bu ekranı kapatıp, projelere, toplantı gündemine döneceğim. 

Gitme vaktini yine erteleyeceğim. "Yorgunum hepsi bu" diyeceğim.
"Umarım hep sonradan gelmez aklım başıma da. Gideceksem rüzgarın ardına basar giderim bu koşturmalı ve yetişmeli şehirden" diye düşünmeyi de ihmal etmeyeceğim tabi.



5 Mayıs 2015 Salı

Hıdırellez'de Dilek Tutmayan'lara

"Sadece çalışmak istediğim günlerde bazen en güzeli uyuyacak bile vakit bulamamak gibi gelir. Derken elime Tezer Özlü'nün alıntı kitabı geçer.  Ve ben bir şeyler karalamaya başlarım." diye başlayacaktım yazıya. Yarının Hıdırellez olduğunu unutarak hem de.

"Oysa ben Özlü'nün de dediği Yaşamın Ucuna Yolculuk  betinlemesinin gök kuşağı renkleri yerine yerine "Bir yüksekliğin, bir başıma olduğum bir yüksekliğin en ucundayım. İnemiyorum. Yaşayamıyorum. Ölemiyorum." sözünün grisini yaşıyorum" diye devam edecektim yazıya. Ama çok umutsuz olur diye düşünüp silecektim sonra.
"O kadar umutsuz muyum?  Tabi ki hayır! Sadece yorgunum, anlatmaktan, sormaktan, dilemekten, umut etmekten, umutsuzlukla baş etmekten yorgunum." yazacaktım onun yerine. Yarının Hıdırellez olduğunu unutarak hem de.

....

Neyse ki bu kadar melankolik olmamaya karar verdim birkaç dakika içerisinde. Yarının Hıdırellez olduğunu unutarak hem de. Gerçekten değilim aslında sadece yazı beni melankolikleştiriyor ya da gerçekler. Ya da yazdığım bütün güzel, heyecanlı, umutlu sözlerin bir günde silinecek kadar buğulu yazılması. Bilmiyorum...

İçimden attığım şen kahkahalarım ürkek bir ceren bu ara. Aldığım nefes merakta. Gözlerim dua yansımaları. Tüm bunlar neden mi?

Çünkü bekliyorum, çünkü bir ses istiyorum, tüm sorunlar bitsin, yüzüm gülsün, dünya gülsün, huzur bizi bulsun diye dilekler tutuyorum. Belki bu Hıdırellez'de ev, araba, aşk, para değil huzur ekmek istiyorum tüm gül dallarının altına. Bir de anlaşılmak istiyorum. Kalbim daha az kırılsın. Yüreğim cümlelerin ağırlığına bugünkünden daha çok dayansın.

Resmi çizilmez, kelimelerle anlatılmaz, göz yaşlarıyla dile gelmez, gülüşler ardında yatan hiç bir sızıyı kapatmaz dileklerim var benim. Bu yüzden bu yıl ağaç altına dilekler dikmeyeceğim. Kağıtlar yakıp denize savurmayacağım. Gül dallarını rahat bırakacağım.  Çaputlar bu yıl benim dileklerimden kurtulacak.
Peki tüm bunlar neden mi?

Çünkü ters gidiyor hayat. Belki bitmemiş sınavlarım var. Belki de bu sınavlar kalbimin ne kadar kırılacağını, ne kadar dayanacağını ölçüyor. Bir gün ayağa kalkmak için direnirken tökezleyip düşüyor kalbim. Tüm savunmasızlığıyla çığlık atıyor, debeleniyor. Yine de güzellikler diliyor O'na, hayata, yaşanmışlıklara. 

Her gecenin bir sabahı olduğunu biliyorum. Güzel tüm dileklerimde samimi olduğumu da. Özlediğimi biliyorum, aramak istediğimi de. Ama sanırım dileklerime döndü hayatım. Gerçek olmaya gücü yok. Bulmaya da. Aramaya da. Korkuyor da açıkçası.

Neyse siz beni boşverin. Biliyorum çoğunuzun buna benzer nedenlerle dilek dilemeyeceğini, umudunu bağlamayacağını. Aman yeter yıllardır dediğini. Yine bencillik yapıp kendimi anlatmış da olsam; 

"Yaşanacak bir yaşam vardır. Binilecek bisikletler vardır. Yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır." diyerek kapatıyorum  bu yazımı. Tezer Özlü'yle başlayıp onun ruhumda bıraktığı izlerle veda ediyorum size. 

Ve tüm dilek tutmayanlara son olarak şunu söylüyorum; "Su akıyor ve bir gün yolunu buluyor. Yine dilekler tutuluyor. Hayal kırıklıkları yaşanıyor.  Bana bakmayın, yeter ki siz umudunuzu kaybetmeyin!!"




27 Nisan 2015 Pazartesi

Aşktan mı Vazgeçmeli Yoksa Acıdan mı?

Uzun zaman oldu buralara yazmayalı. Oysa ne kelimeler birikti yüreğimde. Ne acılar, mutluluklar, göz yaşları ve kahkahalar anılarda yerini aldı.

Havalar ısındı. Gönül nefes almaya başladı. Eee nasıl gidiyor aşk meşk işleri soruları çoğaldı. Düğün mevsimi geldi çattı derken. İçim şimdiden karardı. Baharla birlikte eğer eski yazlar gibi geleceksen aman hiç gelme demeye başladım bile.

Oysa geçen yıl bu zamanlar her şeyin değiştiğine inancım tamdı. Bir tanem diye kendimi avuttuğum, sarıldığım, kitap okuduğum, piknikler yaptığım, tatile gittiğim iyi bir adamım da vardı. Oh sorulardan kurtulmuştum.  Çok geçmedi ki yalanlarla yarattığım o fanustan çıkmak istedim. Kaçtım hem de arkama bakmadan. Anladım ki ben çok aşk insanı değilim. Acı insanıyım. Kendime dert edecek her şeyi daha çok seviyorum. Gözyaşı daha kolayıma geliyor. Bir de doyasıya atılan kahkahalar. Ortası yok.

Evde beklemeleri, gelmeyeceğini bile bile umut etmeleri, düşleri, canı yandığından hissetmeleri, huzursuzluğunda nefes daralmalarını. Neyiz, kimiz, napıyoruz demeden yaşamaları. Daha neleri neleri. Sevmek demeyelim de vazgeçememek diyelim buna.

Oysa bende bir çoğu gibi beyaz atlı prensimi beklemek ve sonunda o ata binip gitmek istemiştim. Ama sanırım hayat dur daha derslerin var alınacak dememişti o zamanlar ve ben hayatta tercihlerimin bedelini ödemeye daha başlamamıştım.
Hikaye ise şimdi başlıyor...
....
Bende birçokları gibi hikayemi en mutsuz zamanımda yazmaya başladım. Şiddetli baş ağrısının yanında, üst üste içtiğim ilaçlardan zehirlendiğim, mide bulantısının bile boşluğu dolduramadığı günlerden biriydi o gün.
 Oysa yaşadığı acılardan daha büyük bir acı olmadığını düşünen genç kadınlardan sadece biri olduğumu biliyordum. Aman ha okuyacaklarınızı sadece aşk acısı çeken saçmalıklardan oluştuğunu düşünmeyin. Ama çok da büyük umutlar bağlamayın bana. Sadece “kendini sev” masallarından sıkılıp, kendimle yüzleşip savaşmak için yazıyordum bu satırları. Belki de amacım size yeni bir yol göstermekti ama henüz bundan emin değildim, inandığım o ruhsal güç yaz dedi ve ben de yazmaya başladım. Tıpkı şimdi olduğu gibi.

Hayatta hiçbir zaman tam olarak benim olmayan, birbirine kenetlenmiş iki farklı beden olduğumuza inandığımdan beri kavga etmeyi kestiğim adam gelecek diye iki gündür her yolu deniyordum, evden çıkmadan beklemenin sinir harbi de cabası. Ha o geldi mi diye soracak olursanız. Gelmedi. Sanırım bu gece de gelmeyecek. Yaklaşık 6 senedir onu beklediğimi düşünürseniz çok da koymadığını düşünebilirsiniz. O kadar kolay olmuyor maalesef. Ben hep bekledim, o bazen geldi bazen gelmedi. Başkalarına gittiği de oldu. Başka kollarda umudu aradığı günlerde bile beklediğim de. Gurursuz muyum diye düşündüm ama aşkta benim kadar güçlü bir kadın da en zayıf halini alabiliyor. Aşktan mı vazgeçmeli acıdan mı bilemediği günleri de. O yüzden yargılamayın beni. Salak demeyin lütfen. Ben ilk defa çok sevdim., o benim kahramanım oldu. Hep kahramanlar iyi olacak değil ya,  O da öyle biri işte.
Mutsuzluğumun sebebinin O olduğunu düşünmeyin. O artık alıştığım arada kanayan bir yara benim için. Ben kanattığım için kanıyor sadece, ben de az değilim yarayı kaşıyorum. Git desem gider biliyorum. Ama işte kaç kere git dedim bilseniz inanamazsınız.Sonrası mı? Bekledim. O yarayı kaşıdım, başka insanlarla avundum.  Bütün değerlerimi tükettim, sırf geri dönmemek için ama olmadı. O yüzden sanırım uzun zamandır ilaç kullananlar kadar sakinim bu aralar. Düşünemiyorum. Hissedemiyorum. Hatta ağlayamıyorum. Belki de yorgunum. Umutsuz. Ama mutsuz değilim. Yaşadıklarımın ve tercihlerimin tek sorumlusu ben olduğumu bildiğimden belki daha sıkı sarıldım bu ara her şeye.  Ölümden başka çare bulunamayacak derdin olduğunu anladım. Özlemlerimi çığ gibi büyüttüm. Annem yerine adımı sarmaşık koydum. Dostumu, düşmanımı, sevdiklerimi, herkesi ama önce kendimi yeniden konumlandırdım hayatta. Bu bir uzun bir zamanımı aldı. anlattığım hikayede noktayı koydu. Ben onun virgül olmasını isterdim oysa.
...
Tüm bu zırvalıkları neden mi anlatıyorum. Bu kız nerelerde diyenler buradayım ama bambaşka biri olarak buradayım demek için.
Neler yaptığıma gelince dernek, proje, kitap işleri derken yuvarlanıp gidiyorum. Aramak isteyenler numaramı biliyorsunuz arayın ama kendi kendinize beni dert etmeyin. İyiyim ben:)
Bu arada bugün harika bir söz okudum. "Sanki ayaklarınla yeryüzünü öpüyormuşçasına yürü." diye. Doğru ben bu ara yürümek değil koşmak istiyorum haberiniz olsun:)

Tüm koşmak isteyenlere sevgiler...