6 Eylül 2014 Cumartesi

Güçlü ve Deli Kadınların Hayatları



İnternette sıkça dolaşan kadınlar hakkında yazılar var ya kafam bu gece onlara takıldı. Gerçekten bu cümleler anlatır mıydı kadını ya da ben nasıl tanımlardım bu kadınları kendime göre ?


" Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan.. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler.

Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü...

Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz.

Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Ezkaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber.

Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden erkek gitmiş, muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış.

Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek birçok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.

 Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nereden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler.
Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar.
Akşam eşleri eve geldiğinde, bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışarıdan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar.

Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler.

Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!.

Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar.
Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır.

Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar.  

….
"Bir diğeri tamamen sevdaya dair.
Deli kadınlar dümdüz kadınlardır.
 Hileye hurdaya ihtiyaç duymazlar. Sizden bir şey istediğinde hiçbir ayak oyununa ya da hesaplamaya gerek duymadan ister…
Bir şeyi reddettiğinde de bunu yine aynı düzlükte reddeder. Öldür Allah ikna edemezsiniz..! Çünkü sizin dünyanızın gücü onu ikna etmeye yetmez..! Dedik ya; zaman mutlaka deli kadını haklı çıkaracaktır.
Para, pul,kariyer, kimlik, ulus, sınır… Ev, mal, mülk vs. ile asla işi olmaz… Bu açıdan ulussuzdurlar onları dünyanın neresinde görürseniz görün şıp diye tanırsınız.
 Çünkü ne kahkahaları tutsak, ne gözyaşları sınırlı, ne arzuları mahpus, ne öfkeleri prangalıdır. Bu duygu durumlarından herhangi birini herhangi bir mekânda, kişi sayısı fark etmeksizin tak diye önünüze koyarlar…
Sevecekse orta yerde sevecektir her şeyin içinde herkesin içinde sizi, dövüşecekse de yine orta yerde…" 
Peki hem güçlü hem deli kadınlar ne yapar? Sanırım en sakıncalı kadın bu…
Nasıllar bilmiyorum aslında tam olarak. Ama istenmediklerini bilebilirim. Bir de deli gibi sevdiklerini. Gurur yapmadan yaşadıklarını, hep haksız çıktıklarını mesela. Başka neyi bilebilirim hiçbir zaman bugün canım sıkkın, berbat gün demeyeceklerini. Özlediklerinde gülümseyerek anlatmaya çalıştıklarını, saygıyı isteyecek kadar güçlü durduklarını, hayatta yalnız kalacakları için değil , daha iyi nefes alacaklarını düşündükleri için vazgeçmediklerini.
Vazgeçerlerse eğer daha acı çekeceklerini düşündükleri için değildir elbet. Sadece artık hiçbir yol kalmadığını görürler. Sevmekten değil, birlikte yaşanacak günlerden geçerler. Giderken bile söyleyecekleri vardır elbet susmazlar deliler ne de olsa. Güçlü kadınların en önemli özelliğini de tabi ki almışlardır onlar.  Sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadınlardır artık.
Bir de zamanı geldiğinde her şeyden vazgeçip giderler. Sevdadan, aşktan, yaşadıkları şehirden, sevdiklerinden,dostlarından vazgeçerler. Aşklarını yanına alırlar, unutmazlar. Bambaşka şehirde bambaşka hayat kurarlar ve hem güçlü hem de deli kadın olarak yeniden başlarlar hayatlarına. Değişmezler bu kadınlar çünkü.
İşte sanırım ben bazen tökezlesem de böyle kadınım. Tüm güçlü kadınların yaşadıklarını yaşayıp, deli kadınlar gibi sevip, hem güçlü hem deli bir kadın olarak son aşamaya doğru yol aldığımı biliyorum.

http://www.youtube.com/watch?v=3rYFJJv_kj0


29 Ağustos 2014 Cuma

Doğmaya Bir Kala

Annem hep çok sancılı bir doğumum olduğunu söylerdi. Bebekliğimde çok sancılı geçmiş benim. Ya şimdi! Sanırım kendi açımdan en sancılı dönemi  bu yaşımda geçirdim. Doğum günüme bir gün kala sancılarımı, acılarımı düşündüm de…  Ahh!  Sıcağında duymazsın acıyı sonra başlar inceden sızı, ardından ağrılar, acılar, kanamalar. Benim içinde öyle bir sene oldu. Yeni yaralar eklemedim belki çok fazla ama eskileriyle baş etmek zaten oldukça zordu.

Annem hep olgunlaşmak sancılı olur derdi belki de yaşadıklarım değildir sızlatan içimi, olgunlaşmaktır. Gerçekten durulduğum için mi bilmiyorum ama sanki 30’ları gördüm ömrümde.  Unumu eledim eleğimi astım. Tabi ki görecekler, öğrenecekler bitmedi. Son nefese kadar öğrenirsin yeni şeyler o ayrı. Neyse.

Bu sene tüm başa çıktıklarım dışında nasıl mı geçti? Dostlarımı tanıdım, hayatımda istemediklerimden arındım, yeni dostlar kattım, sahte insanları çıkardım. Yitirdiklerim için ağlarken gülmeyi öğrendim. Şükretmeyi bir de.  Muhteşem arkadaşlıklarımın tadına vardım, annemin acısını azaltmaya çalışan güzel annelerin kucağında ağladım, sevdim, sevildim, aldandım, aldattım, değiştim, tükettim, ürettim ve küçücük bir yıla sığdırabildim kocaman şeyleri. En önemlisi yeni tohumlar ektim hayatıma, geleceğe dair.

Neler mi ektim geleceğe ya da şöyle sorayım soruyu kendime, geri kalan ömrümden ne bekliyorum?
Bu soruya uzun uzun cevaplar yazmak isterim ben. Karalayıp karalayıp tekrar yazmak hem de…

Hadi ömrüm biraz daha hızlı geç öncelikle. Sakinle, coşma, huzuru bul ama böyle bir yıl daha yaşama. Kazandıkların yanından ayrılmasın, eskiyen her şey geride kalsın. Sen çok düşünme, üzülme, ağlama mesela. Yeteri kadar yaşa her şeyi. Yeteri kadar sev, özle, sevil. Gitmen gerektiğinde gitmeyi bil,  acıyı çekmen gerektiği kadar çek. Değişmeye çalışma bırak zamana kendini. Zaten kötülük çok barınmaz içinde. Hadi ömrüm bana güzellikler sun, mutlu günleri getir. Sevdiklerimin acısını gösterme. Yeni şarkılar söyle kulağıma, hasretle başa çıkma yolunu öğret. Affetmeyi öğrettiğin kadar vazgeçmeyi de öğret. Hadi ömrüm biraz da sen çabala. Ben çok yoruldum…

http://www.youtube.com/watch?v=vLr3tG7xI6Y

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Geçen Bir Yılın Ardından

Sadece ben seni çok özlüyorum  demek de yeter ama bazen geçen bir yılın ardından  yazmak gerek.
….
Evet. Bir yıl geçti sensiz.
Öyle bir yıl ki, acı dolu.
Savaşlar şiddetiyle sürüyor, insanlar birbirinden daha çok nefret ediyor, dünya yaşanacak bir yer olmaktan çıkıyor. İnsanlar iyiliklere nankörlükle cevap veriyor.
Bana gelince hep bir eksiğim, mutluluklarım yarım, mutsuzluklarım iki kat ağır. Yine de en iyisini yaşamak için çabalıyorum. Gülüyorum, ağlıyorum, seviyorum, affediyorum, özlüyorum. Nefret edemiyorum, istediklerimden vazgeçemiyorum, hayallerimin peşini bırakamıyorum.
Biz ise, daha çok sarılıyoruz birbirimize destek oluyoruz.Daha az kavga ediyoruz.  Yine de hayatlarımıza karışmıyoruz,  küsmüyoruz. Çünkü biliyoruz ki kendi kendimize çözümler üretmiş de olsak, sen yokken daha çok yaralanıyoruz.
Sen olsaydın ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum çoğu zaman,  telefonun ucunda ya da yanımda. Çok şey geliyor aklıma… Belki kavga ederdik belki sen hatalarım yüzünden kızardın, geriye dönüp hayatıma tekrar aldıklarım için öfkelenirdin, anlayamazdın.  Ama sonra ah derdin benim iyi kızım, ben sadece gözyaşını silerim, elini tutarım, hayat senin. Bu sözlerle ben tam olurdum, iyileşirdi yaralarım. Anne kız olmadığımızı bir kez daha fark ederdim o zaman. Bu da yeterdi ya işte!
Bu akşam yokluğunda neler öğrendiğimi düşündüm.  Ben her sabah seninle uyanıyormuşum,  ilk sana iyi geceler diyormuşum. Sana anlatıyormuşum önce tüm yangınlarımı, önce sana kızıyormuşum, korkularımı seninle paylaşıyormuşum, değişemiyorum diye sana ağlıyormuşum mesela.  Bunu öğrendim.  Sandığım kadar adaletli değilmiş bu dünya bunu öğrendim. 
İyi şeyler de öğrendim tabi. Dostlarımın var olduğunu, hayatta yaşamak için harika sebeplerim olduğunu öğrendim. Omzunda ağlayabildiğin yanındayken kahkahalar atabildiğin bir kişinin bile hayatını değiştirebileceğini öğrendim. Affetmenin (tabi önce kendini) yaralarını iyileştirdiğini de tabi.

...

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Vaveyla'yı Bilmeyenler'e


Yakup Kadri dizelerinde "Mısır'ın değme ağıtçıları bile sanırım vaveylalarında benimle yarışa giremezlerdi" demiş ya hani benim durumum sıkça bu. Ama bunu isim kahramanım bilmiyordu tabi. Sırf sesim çok çıkıyor diye mi vermişti acaba bunu. Bak şimdi aklım karıştı ya neyse=)
...

Bir yıl önce bugünlerde bir arkadaş grubumuzla bir senelik Etkileşim Atölyesi sonucunda kurduğumuz dostluğa binaen ortak bir blog açmaya karar vermiştik. Hem yaratıcı,hem edebiyatçı bu grup içerisinde tabi ki ismimin bir anlamı olmalıydı. Her zaman isim koyma konusunda başarısızdım. -Kedimin bile isim annesi var siz düşünün artık=)- Grubumuzun en zıpır delikanlısına kaldı bu iş. Vaveyla olsun dedi... Sevdim ismimi. O sırada çok yakında kocaman ve hiç dinmeyen vaveylalar atacağımdan habersizdim. Onun bile haberi yoktu tabi...
Ha vaveyla ne demek henüz söylemedim demi?
Çığlık demek, feryat demek...


Bir ay sonra dağların bile duyacağı çığlıklar koparacaktım ben. 
Bilmeden hissetmeden sadece o gün bir isimle doğan çığlıklar kopmuş, feryat figan kalmıştım ya tam bir ay sonra... Ah yaşamak hevesi sen de o gün gitmiştin...
Annemi kaybetmiştim çünkü...
Ve belki de aynı zamanda bitmeyecek sandığım aşka olan inancımı...
Asla alışamadım annemin yokluğuna bir sene olmasına az günler kala sadece rüyalarımda konuştuğum annem için sessiz sessiz çığlıklar atmaya devam...

Peki ya aşk?
Kimsenin anlamadığı düşüncelerim, hislerim işte bu acının içinde saklı....
O kadar çığlık atıp tükettim ki ben bunu... Kinimi akttım, öfkemi yendim, arındım... Belki de bu sebeple ilk onu affettim hayatımda annemden sonra... Kötü her şeyden temizledim düşüncelerimi. Sadece iyi anılar kaldı benleğimde...(Bazen sayıp sövsem de kendisine.. Bu sadece yaşadıklarımın değerini anlamak için olduğunu anlatmama sanırım gerek yok) Yoluma devam ettim... Geri dönmeyi düşünmedim... Zaten dönülecek bir yol da olmadı benim için...
Suçlamaları kabul ettiğimde sadece bir kez yenildim. Ama haklılıklarını kendime ders yaptım, oturup ağladım, vaveylalarla dağıttım...
Ben yine çığlıklar içinde bunu anlatamaya çalışırken kimse anlamadı ya... Yine kaybettim ya... Boşver...
Ama bir gün kaybetmeyeceğim zamanlar gelecek mutlaka kazanacağım konusunda tabi ki şüphem yok.
Pişman mıyım affettiğime içimdeki tüm hisleri, bilmiyorum. Bildiğim tek şey var... Bunu anlamak için beni tanımak gerek, anlamak, yaşadıklarımı küçümsemeden iç sesimi duymak...

Kaybettiklerim çok yeni. Özlüyor muyum? evet. Kırgın mıyım? belki. Ama tek bir şey var; bir hafta sonra sadece iyi anılar kalacak bana... Çünkü böyleyim ben... 
Kızarım, söylenirim, yaptıklarını unutmamaya çalışırım ama Aret'in de dediği gibi insan yalnız kalınca hissediyor doğrularını...
Bir de bir yerde okumuştum insan öyle ayrıntıları kaydedip esası unutur bu nasıl başarıdır gibi bir şeydi sanırım... Gerçekten öyle bir ay önceye dair en fazla o ayrıntıları özlüyorum... 
Çığlıklar içinde dersler çıkardığım için yine de mutluyum...
Belki anlatamadım belki de o anlamak istediğini anladı bilmiyorum...
Böyle işte... Ben hayatımda kalmak isteyen herkesle yoluma devam etmeyi bir yıl önce öğrendim. Eski bir sevgili, eski bir dost, eski bir düşman kim benimle kalmak istiyorsa onlarlayım hissettiğim sadece bir çığlık sonrası kalan sevgi kırıntıları. Onlar da yetiyor bana...
Kırılsam da incinsem de sonundan en fazla benim canım yansa da çığlıktan sonra gelen sakinliğimle ben yola devam etmeyi biliyorum... Bu da benim tercihim...
Bunu anlamasını beklediğim insanlardan özür dilerim...

Bu arada amaç bir vaveyla yazısıydı kendi vaveylama dönüştü farkındayım. Bu ismi veren bıçkın bakışlı akademisyen arkadaşıma teşekkür ederim. Hayatımın en zor dönemlerinde yanımda olan o müthiş atölye grubu arkadaşlarımın da emeklerini asla unutmayacağım. Bu yazı sayesinde teşekkür ederim. İyi ki varlar ve hep var olsunlar=)

Son olarak her şeyin zamanının olduğuna inanan biri olarak herkese bu şiiri armağan etmeyi kendime bir borç bilirim;

Yemek de boş, içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.
Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.
Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için.
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.
Tam zamanında okşamalısın başını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.
Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.
Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuk.
Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon’da Hasan Ağabey’ in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.
Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.
Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.
Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.
Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.
Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.
Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.
Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.
Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.
Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında aşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.
Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.
Haydi şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az 
Haydi kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI…..
Can YÜCEL





6 Temmuz 2014 Pazar

Orda Bir Dost Var Uzakta....

Hayatımda en sevmediğim şehirdir Ankara... Benim için şehirlerin en soluksuzu... Ama orada bu soluksuzluğa soluk katan birisi var...
Kendisini bilen, harika gülen, esprili, sıcak ve samimi...
Karşı karşıya hiç gelmedim onunla. Ama dostluğumuz için bunun bir önemi olmadı. Acılarımıza, mutluluğumuza hep yetiştik. Göz yaşlarımızı bazen birlikte döktük hiç tanımadığımız sevdiklerimizin ardından. Paylaşılmayan anıları paylaştık... Annelerimizi sevdik mesela.. Eğri doğru yanlış birbirimizi anlamayı başardık örneğin.
Sanırım bu yüzden mesafeleri , hiç karşılaşmamayı dert etmedik... Daha fazlasını önemseyecek vaktimiz de pek olmadı....
Ama yine de ikimizde iyi biliyoruz ki dostluğumuz hep baki ve bir gün mutlaka oturup içilecek bir sürü kahvemiz, edilecek bir sürü sohbetimiz var...Acele etmeye gerek yok...
Gerek olan tek şey hissettiklerimizin değerini anlamak...
Ve galiba ben artık bunu daha iyi anlıyorum... Çünkü o bana insanların karşılık beklemeden, çıkarsız birbirinin yanında olabileceğini her unuttuğum anda hatırlatan en büyük güç..Belki o hayatımda ne kadar değerli bilmiyor.Bir gün yüzüne söyleyecek de olsam bunları okumasını umut etmeden edemiyorum...
Çünkü o uzaktan da olsa göz yaşlarımı siliyor, omzuna yatıp ağlıyorum bile=)O bunu bilmiyor...Bilmediği bir şey daha var onun, her derdimde yanımda olduğunu. Yıllardır sanki hep hayatımda olduğunu ah bir bilse...
Öyle zor anlar da yetişiyor ki yardımıma tam kaybetmişken umudumu,tam kaybetmişken yeni insanlara karşı inancımı bir sevgi doğuyor içime, koşuyor yanıma dünyanın en güzel kelimeleriyle bir dost.... O bunu bilmiyor...

Buluşmamak bir uğur değil bizim için, karşılaşırsak bu büyü bozulur diye de korkmuyoruz. İkimizde nefret ettiğimiz şehirlere gitmek istemiyoruz ya da başka şehirde buluşmak için zaman kolluyoruz kim bilir=) Sanırım sadece zaman biliyor cevabı...Bakalım ne zaman gerçekleşecek gerçek dostla gerçek buluşma.. Onu da yazacağım merak etmeyin!!!
En yakın dostum vesile oldu tanışmamıza ama hala karşılaşmamıza vesile olamadı biz ne yapalım?=)

Neden mi şimdi ondan bahsediyorum? Onun da cevabı tabi ki var bende=)
Sadece kendim için değil elbette...
Yalanın gerçeğe, dostluğun çıkara, bugün yüzüne gülenin arkandan çevirdiği işlere karşı yarına umutla bakmanızı sağlayan birileri mutlaka vardır onu fark edin diye. Mutlaka bir yerde sizinle göz yaşı döken birisi vardır onu kaybetmeyin diye.
Akıl vermek için değil de görmenizi sağlamak için diye belki de...
Hangi cevap hoşunuza gittiyse onu tercih etmeniz dileğiyle
İyi geceler herkese=)





Bir Yaz Günü Eğer Bir Kadın...

Bir yaz günü eğer bir kadın'ın canı yanarsa ne yapar diye sordum kendime. Önce cevapları sıraladım sonra onları tek tek uygulamaya başladım...
Son olarak yazmaya karar verdim sonuç işte bu aşağıdaki cümleler...

Bir sene önce açtığım bu bloga bir yıldır dokunmadım. Bu bir yıl o kadar karışık geçti ki sanırım varlığını hatırlamam için oturup dinlenmem gerekti.
Bu bir senede tüm hayatım nasıl da değişti?
Büyük kayıplar, acılar, yeni evler, düzenler, düzensizlikler, hayatıma yeni girenler, bir anda çıkanlar, yeni sürprizler, bitmeyeceğini kanıtlayan dostluklar, mutluluklar, hüzünler, yeni hayaller, büyük hayal kırıklıkları ve daha neler neler....
2013 tüm uğursuzluğuyla bitmişken yaşayacağımı bilmediğim yepyeni hatalarım olduğunu, özlemlerim, geri getirmek istediğim günlerim olduğunu keşke bilebilseydim.Ama bu pek mümkün değil öyle değil mi?
2014'te tanıdığım bir kaç insan dışında hayatımdan çıkarmak için can attığım insanlar olması ne garip. 2014 tüm dengesizliğiyle benim dengelenmeye çalıştığım bir yıl olarak sürmeye devam ediyor olsa da ben bir an önce onun da bitmesin istiyorum...Bunu yazmadan edemeyeceğim.
2013'te yaşadığım tüm kayıplardan ders çıkardığımı sanarak devam ederken hayatıma aslında hiç bir şey öğrenmediğimi anlamam için şu zamanları yaşamam gerektiğini elbette ki biliyorum. En azından yanlış dersler çıkarmışım  bunu farkettim..Ama sanırım bu zamanların çabuk geçmesini istemem anormal değil=)

Değişmek? Hayatımın en önemli kelimesiydi bu dönemde.
Değer yargılarım, insanlara yaklaşımım, hayata bakışım her şey değişmişti bu bir senede.
Eskiye göre daha az düşünüyordum yarın ne olacağını, eskiye göre daha az muhafazakardım. Ama daha çok güvenliydim, ne yaşarsam yaşayayım ölümlü dünya diyordum, daha çok beklentisizdim nasıl olsa ne çıkarsa bahtımaydı düşüncem.
Bir gün geldi tüm büyü bozuldu. Sadece mutlu olmak için yaptığım her şey bir bir karşıma çıktı.
Öğrendiğim değerlerin tersine yaşananları tolere etmem bile işe yaramadı.
İnsanlar sen ne kadar hatasını kabul ediyorsan o kadar tepene çıkıyormuş bunu öğrenmem bir haftamı almadı.
Kendisini iyilik meleği gören, yalnızlığıyla başbaşa, hiç kimsesi olmayan insanlar  hakkımda yorum yapmaktan kendilerini alamadılar. Ne garip herkes haklı, herkes güçlü....
Hiç bir zaman para pul benim için önemli olmadı, kariyerimde istediklerimi elde etmek dışında geri kalan herşey benim için çerez, elde etmek için de önümde uzun zaman olmasa da zaman var biliyorum...Oysa bana yaptıklarını gözüme sokan insanlar kendilerine minnet etmemi beklemelerine engel olamadılar. Sanırım en dokunanı da bu oldu bana...
Yanlış olduğunu bile bile yaptıklarımı, görmezden geldiklerimi, sırf mutlu olsunlar diye sesimi çıkarmadıklarımı anlayacak beyine sahip insanları karşımda bulamamak ne acı=)
Çok şey gördüm, heyt be dünyanın anasını satmışım diye gezinen insanların beni anlamasını beklediğim için kendime kızsam da neyse ki benim daha çok göreceğim şey var, ömrüm yetene kadar ahh daha neler deneyimleyeceğim demeyi bildiğim için yine de mutluyum...
En büyük avuntum hatalarımdan çıkardığım dersler. Değişmeyi denedim, istedim bazılarını başardım bazıları başarısızlıkla sonuçlandı, canım yandı ama olsun öğrendiklerimle daha az hata yapacağım.
Ha bu arada sevgi ne demek? Allah aşkına biri tanımlasın ben tanımlamayı pek beceremedim de=)
Eskilerden hayatında çıkaramadığın insanların vardır elbet bir sebebi unutma derdi annem. Sanırım ben bu huyumu hiç değiştirmedim. Nötr olduğum insanları hala sevdiğimi sanan insanlar ne  büyük aptallık, öyle olsa ne işiniz var hayatımda diyemediğim için üzgünüm, o ara aklım başımda değildi. Değerinizden fazla değer veriyordum size....
Süleyman abimiz vardı benim pek tanımadığım ama anlatılan, insanların birbirine verdiği değer toplamı %100 dür sen % 80 verirsen %20 kalır ona buna göre yaşa dermiş herkese. Kesinlikle haklıymış da bunu anlayacak buna değecek insanların yüzdesini hesaplayamamış. Olsun ben kendimce hesapladım artık. Gerisi sadece hak ettiğini yaşayacak.
Bir de Tolga'nın dedikleri var. Kendisi başarılı bir psikolog olur=) İnsanların seni sevmemek, seni suçlamak için her zaman bir sebebi var önemli olan senin kendi hatalarının ne olduğunu farkına varman=))
Ha canım arkadaşım Merve var ki o benim en büyük dayanağım. O da der ki; kendini suçlamaktan vazgeç!! Hatalarımız tabi ki var ama bu olaylarda hata oranın az=)

Neyse yazım amacımdan şaşmasın. Sahi amacım neydi? Amacım bundan sonra tanıştığım insanlara kendimi anlattıktan sonra onları kandırdığıma dair söylemlerle bana gelmemeleri. Artık yazılı bir belge niteliğinde bu manifesto var. Lütfen okuyun ve beni anlayın demenin başka yolunu bulamadım kusura bakmayın=))

Son olarak tanıdığım ve yeni tanışacağım insanlara küçük bir uyarı; hakkımda konuşulanları az çok tahmin ediyorum ya da karşıma geliyor ama siz konuşamadan  ben cevaplayayım evet ilgiyi seviyorum, evet acılarımı paylaşmayı da bununla ilgilenmek zorunda değilsiniz hem ilgilenir gözüküp hem konuşmayın... Ayrıca iyiyimdir de biri beni kullanıyorsa anında herkesin hakkından gelebilirim, dünyayı gözüm görmez, herşeyi toparlar gerekirse başka şehre bile yerleşirim. Ama bilin yaptıklarım yalnız kalmama sebep değil. benim muhteşem arkadaşlarım var. İstersem dünyanın en uzak köşesinde olayım bir telefon kadar yakınlar....
Bir ikinci uyarım maske taktığıma inananlara... Ben böyleyim belki size göre farklıyım belki anlamakta zorlanıyorsunuz ama ben olduğum insan olmaktan mutluyum.
Değişimlerimin bazılarını geri sarıyorum ha bunu da ekleyeyim. Ben bile bu Gizem'e pek alışamadım çünkü =))