Sadece ben seni çok özlüyorum demek de yeter ama bazen geçen bir yılın ardından yazmak gerek.
….
Evet. Bir yıl geçti sensiz.
Öyle bir yıl ki, acı dolu.
Savaşlar şiddetiyle sürüyor, insanlar birbirinden daha çok
nefret ediyor, dünya yaşanacak bir yer olmaktan çıkıyor. İnsanlar iyiliklere
nankörlükle cevap veriyor.
Bana gelince hep bir eksiğim, mutluluklarım yarım,
mutsuzluklarım iki kat ağır. Yine de en iyisini yaşamak için çabalıyorum.
Gülüyorum, ağlıyorum, seviyorum, affediyorum, özlüyorum. Nefret edemiyorum,
istediklerimden vazgeçemiyorum, hayallerimin peşini bırakamıyorum.
Biz ise, daha çok sarılıyoruz birbirimize destek oluyoruz.Daha
az kavga ediyoruz. Yine de hayatlarımıza
karışmıyoruz, küsmüyoruz. Çünkü
biliyoruz ki kendi kendimize çözümler üretmiş de olsak, sen yokken daha çok
yaralanıyoruz.
…
Sen olsaydın ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum çoğu
zaman, telefonun ucunda ya da yanımda.
Çok şey geliyor aklıma… Belki kavga ederdik belki sen hatalarım yüzünden
kızardın, geriye dönüp hayatıma tekrar aldıklarım için öfkelenirdin,
anlayamazdın. Ama sonra ah derdin benim
iyi kızım, ben sadece gözyaşını silerim, elini tutarım, hayat senin. Bu sözlerle
ben tam olurdum, iyileşirdi yaralarım. Anne kız olmadığımızı bir kez daha fark
ederdim o zaman. Bu da yeterdi ya işte!
…
Bu akşam yokluğunda neler öğrendiğimi düşündüm. Ben her sabah seninle uyanıyormuşum, ilk sana iyi geceler diyormuşum. Sana
anlatıyormuşum önce tüm yangınlarımı, önce sana kızıyormuşum, korkularımı seninle
paylaşıyormuşum, değişemiyorum diye sana ağlıyormuşum mesela. Bunu öğrendim. Sandığım kadar adaletli değilmiş bu dünya bunu
öğrendim.
İyi şeyler de öğrendim tabi. Dostlarımın var olduğunu,
hayatta yaşamak için harika sebeplerim olduğunu öğrendim. Omzunda
ağlayabildiğin yanındayken kahkahalar atabildiğin bir kişinin bile hayatını
değiştirebileceğini öğrendim. Affetmenin (tabi önce kendini) yaralarını
iyileştirdiğini de tabi.
...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder